Yaren Özdemir
Yarın diye bir ülke var mı?
Yapılacaklar listesi masanın üzerinde duruyor. Masum görünüyor. Üzerinde madde madde yazılmış görevler var. Fakat o liste bazen bir plan değil, bir baskı aracına dönüşüyor. Ve biz, gayet medeni insanlar olarak, o baskıya karşı en insani direnişi seçiyoruz “Ertelemek”.
Ertelemek çoğu zaman tembellik diye yaftalanır. Oysa mesele çoğu zaman üşengeçlik değil. Erteleme, zihnin ince ayarlı bir savunma mekanizmasıdır. Yapılacak iş büyüdükçe gözümüzde devleşir. Devleştikçe korkutur. Korkuttukça da biz onunla yüzleşmek yerine bulaşıkları yıkarız, çekmeceleri düzenleriz, hatta birden bire sağlıklı yaşam kararları alırız. İnsan önemli bir rapor yazacağı gün mutfağı neden detaylı temizler? Çünkü kontrol edebildiği küçük alanlara sığınır.
Erteleme, aslında kusursuzluk arzusunun kuzeni olabilir. “Madem yapacağım, en iyisi olsun” düşüncesi çoğu zaman “Henüz hazır değilim”e dönüşür. Hazır olma hâli ise bir türlü gelmez. Çünkü hazır olmak, çoğu zaman başlamanın kendisidir. Başlamadıkça hazır hissetmeyiz, hazır hissetmedikçe başlamayız. Zihin kendi etrafında dönüp duran bir hamster çarkına biner.
Bir de duygusal tarafı var. Yapılacak iş yalnızca iş değildir. Bir sunum, yalnızca slayt değildir; yargılanma ihtimalidir. Bir sınav, yalnızca sorular değildir; başarısızlık korkusudur. Bir telefon görüşmesi, yalnızca konuşma değildir; reddedilme riskidir. Ertelediğimiz çoğu şeyin altında “ya olmazsa” fısıltısı yatar. Biz görevi değil, o ihtimali erteleriz.
Modern çağ bu sanatı besliyor. Bildirimler, akışlar, sonsuz kaydırmalar… Erteleme için hazır bir lunapark var. Dikkatimiz pamuk şekeri gibi dağılıyor. “Beş dakika bakıp döneceğim” dediğimiz ekran, zamanı cebimize indirip bizden çalıyor. Fakat bütün suçu teknolojiye atmak kolaycılık olur. Asıl mesele, rahatsızlıkla kalma becerimiz. Sıkıntı, belirsizlik, zorlanma… Bunlara tahammül eşiğimiz düştükçe erteleme artıyor.
Peki çözüm nedir? Büyük nutuklar değil, küçük başlangıçlar. Bir işi “bitirmek” yerine “başlamak” hedefi koymak. Bir saat çalışmak yerine beş dakika ayırmak. Çünkü hareket, düşünceden daha ikna edicidir. Başladıktan sonra zihnin direnci azalır. O dev sandığımız iş, yakından bakınca normal boyutlarına döner.
Belki de ertelemeyi tamamen düşman ilan etmek yerine onu anlamaya çalışmalıyız. Bazen gerçekten dinlenmeye ihtiyacımız vardır. Bazen “şimdi değil” demek sağlıklıdır. Sorun, ertelemenin istisna değil alışkanlık hâline gelmesi. Yarın diye bir ülke yok. Takvimde hep bugün yazıyor.
Belki de mesele disiplin değil, cesaret. Küçük bir adım atacak kadar cesaret. Çünkü çoğu zaman ertelediğimiz şey hayatın kendisi oluyor. Ve hayat, taslakta bekletilmeye pek razı değil.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.