Demet Kızıl
Oldu canım, başka bir isteğin var mı?
Marmaris’te habercilik zor zanaat. Habere ulaşmak, bilgiyi doğrulatmak, sahada çalışmak bir yana; haberi yayımladıktan sonra çalan telefonlarla uğraşmak da işimizin bir parçası oldu.
Telefonun ucunda kimi zaman habere konu olan kişi var, kimi zaman onun tanıdığı, bunun yakını, bir başkasının arkadaşı…
Sözü dolandıran da var, doğrudan söyleyen de:
“Demet, o haberi kaldır.”
Bazen rica ederek, bazen tatlı dille, bazen de karşınızda emir verebileceğiniz biri varmış gibi…
İçimden aynı cümle geçiyor: “Oldu canım, başka bir isteğin var mı?”
İtirazınız habere mi, haberin duyulmasına mı?
Bir haberin yanlış olduğunu düşünüyorsanız hangi bilginin yanlış olduğunu söyleyin. Elinizde belge varsa paylaşın açıklamanızı yapın, itirazınızı ortaya koyun. Biz de dinleyelim, inceleyelim. Yanlışımız varsa düzeltelim. Gazetecilik, kendi yazdığını sorgulamayı da gerektirir.
Ama “O benim tanıdığım”, “Ailesini biliyoruz”, “Bir arkadaş rica etti” demek, haberdeki bilginin yanlış olduğunu göstermiyor.
O zaman sormak gerekiyor: Haberin hangi kısmına itiraz ediyorsunuz? Yazılan bilgiye mi, o bilginin kamuoyuna ulaşmasına mı?
Çünkü bizi arayanların bir kısmı, haberin doğruluğunu konuşmadan doğrudan kaldırılmasını istiyor. Gerekçe yerine tanışıklıklar sıralanıyor. Ardından başka bir telefon geliyor; aynı talep, bu kez başka birinin ağzından iletiliyor.
Biz haber mi yapacağız, kimin kimi tanıdığının hesabını mı tutacağız?
Haberimizin arkasında emek var
Biz dedikoduyla haber yapmıyoruz.
Elimize bilgi ve belgeler geliyor. Resmî kaynaklardan doğrulama yapıyoruz. Bazen olay yerinde bulunuyor, yaşananı kendi gözümüzle görüyoruz. Araştırıyor, soruyor, ardından yazıyoruz.
Haber metninde kendi yorumumuzu araya sıkıştırmadan bilgiyi aktarmaya çalışıyoruz. Okuyucu okur, değerlendirir, kendi yorumunu yapar. Köşe yazısında ise bugün yaptığım gibi düşüncemizi açıkça söyleriz.
Yayımlanan birkaç paragrafın arkasında çoğu zaman saatler süren bir emek var. O emeği tek bir telefonla silmemizi bekliyorsunuz.
Üstelik Marmaris Haber’de yayımlanan haberlerin geniş bir okur kitlesine ulaşması, üzerimizdeki bu baskıyı daha da artırıyor. Haber duyuldukça telefonlar çoğalıyor.
Peki, haberin okunuyor olması, onu kaldırmamız için nasıl bir gerekçe olabilir?
Bize ulaşabiliyor olmanız, bize talimat verebileceğiniz anlamına gelmez
Adı, sahibi, sorumlusu belli olmayan kimi sayfalara aynı rahatlıkla ulaşabiliyor musunuz? Birilerini araya sokup aynı talepleri iletebiliyor musunuz?
Bizim kim olduğumuz belli. Adımız belli, yüzümüz belli. Sahada bizi görüyorsunuz. Bize ulaşabiliyor, soru sorabiliyor, eleştirinizi iletebiliyorsunuz.
Bunun bir karşılığı olmalı: karşılıklı saygı.
Ulaşılabilir olmamızı, üzerimizde baskı kurabileceğiniz bir açıklık olarak görmeyin. Telefonunuzu açmamız, her talebinizi yerine getireceğimiz anlamına gelmiyor. Sizi dinlememiz de haberin kaderini tanışıklıklara göre belirleyeceğimiz anlamına gelmiyor.
Bugün bir tanıdığınız için kaldırılmasını istediğiniz haberin benzerinde, yarın kendi sesinizin duyulmasını isteyebilirsiniz. O gün gazeteciden bekleyeceğiniz cesareti bugün de korumasına izin verin.
Dik durmaya çalışıyoruz
Elinde cep telefonu olan, yapay zekâdan birkaç metin alan herkes kendisini gazeteci ilan edebiliyor. Oysa kullanılan araçlar, yayımlanan bilginin sorumluluğunu üstlenmiyor. O sorumluluk, haberin altına adını koyan kişide kalıyor.
Bu da ayrı bir yazının konusu.
Bugün söylemek istediğim çok açık: Marmaris’te işimizi doğru yapmak için emek veriyoruz. Kimseye iftira atmadan, bilgiyi çarpıtmadan, haberimizi doğrulayarak çalışmaya gayret ediyoruz.
Elbette eleştirin. Sorun, sorgulayın, yanlış gördüğünüzü söyleyin. Ama birilerinin hatırı için bizden mesleğimizi eğip bükmemizi istemeyin.
Sahada bizi görüyorsunuz. Verdiğimiz emeğe de tanıksınız.
Dik durmaya çalışıyoruz.
Lütfen bizi başkalarının karşısında eğilmeye zorlamayın.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.