Gazetecilik Bitti mi?


Bir zamanlar gençlerin hayalini süsleyen meslek, bugün neden korkuyla anılıyor?
Gazetecilik bitti mi?
Bugün geldiğimiz noktada bu soruyu sormak bile insanın içini acıtıyor. Çünkü gazetecilik, bir zamanlar gençlerin imrenerek baktığı, uğruna hayaller kurduğu, toplum adına sorumluluk üstlenilen saygın bir meslekti. Şimdi ise haber yapmanın bile başlı başına bir risk haline geldiği bir dönemden geçiyoruz.
Oysa gazetecinin en önemli dayanağı belgedir. Gazeteci, elde ettiği bilgi ve belgeleri doğrulamak, kamuoyunu doğru bilgilendirmek ve haberini meslek etiği çerçevesinde yayımlamak zorundadır. Haberciliğin temelinde araştırmak, sorgulamak ve gerçeğin peşinden gitmek vardır.
Ancak bugün, belgeli bir haberin bile gazeteciyi hukuki süreçlerle karşı karşıya bırakabildiği bir ortamda yaşıyoruz. Sıradan bir haber yapmak, bir iddiayı araştırmak, kamu yararını ilgilendiren bir konuyu gündeme taşımak bile giderek zorlaşıyor. Bir şikâyetle başlayan süreç, gazeteciyi gözaltı, tutuklama ya da ev hapsi tehdidiyle karşı karşıya bırakabiliyor.
Böyle bir ortamda gazetecilik nasıl yapılacak? Gazeteci, haberini yayımlamadan önce gerçeği mi düşünecek, yoksa başına gelebilecekleri mi hesaplayacak?
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Gazetecinin görevi birilerini memnun etmek değil, kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.
Mesleğe başladığımız yıllarda gazetecilik bambaşka bir anlam taşıyordu. Özellikle gençler arasında en çok ilgi gören mesleklerden biriydi. İletişim fakültelerinde okuyan öğrencilerin en büyük hayali gazeteci olmaktı. Haber peşinde koşmak, olayları yerinde takip etmek, kamuoyunu bilgilendirmek onlar için büyük bir heyecandı.
Zaman zaman üniversitelerden öğrenciler staj yapmak üzere yanımıza gelirdi. Birlikte habere gider, haberin nasıl toplandığını, fotoğrafların nasıl çekildiğini, olay yerinde nasıl çalışıldığını gösterirdik. Mesleğin inceliklerini öğrenmek isterlerdi.
Bugün hâlâ muhabirlik yapan, başarılı işlere imza atan pek çok meslektaşımızın yetişmesine katkım olduğunu düşünüyorum. Bunun mutluluğu benim için her zaman ayrı bir yerde durur.
Mesleğe polis muhabiri olarak başladığımız yıllarda, üniversitelerde meydana gelen olayları da yakından takip ederdik. Diğer muhabir arkadaşlarımızla birlikte gün boyu olay yerlerinde bulunur, gelişmeleri izler, haberimizi yetiştirmek için çalışırdık.
Zaman zaman üniversitenin Basın Yayın Yüksekokuluna giderdik. Kantinde öğrencilerle oturur, çay içer, sohbet ederdik. Bize imrenerek bakarlardı.
“Biz de gazeteci olabilecek miyiz?” diye sorarlardı heyecanla.
O sorudaki umut, o gözlerdeki meslek sevgisi hâlâ hafızamda.
Peki, bugün aynı soruyu kaç genç aynı heyecanla sorabiliyor?
Ne yazık ki gazetecilik artık eskisi kadar imrenilen bir meslek değil.
Üstelik sorun yalnızca gazetecilerin karşı karşıya kaldığı hukuki baskılar da değil. Mesleğin kendi içinde yaşadığı ciddi bir güven sorunu var. Kimin gazeteci olduğu, kimin gazetecilik ilkelerine uygun davrandığı bile tartışma konusu haline geldi.
Bağımsız gazetecilik yapmaya çalışanlarla siyasi aidiyetlerini haberciliğin önüne koyanlar arasındaki ayrım giderek belirginleşiyor. “Ondan yanasın, bundan yanasın” anlayışı mesleğin üzerine gölge düşürüyor.
Gazeteci, haber yaptığı için değil, hangi siyasi görüşe yakın olduğu üzerinden değerlendiriliyor. Haberin doğruluğu ve kamu yararı yerine, haberi kimin yaptığı ve kime dokunduğu konuşuluyor.
Böyle olunca da toplumun gazeteciliğe duyduğu güven sarsılıyor. Oysa gazetecilik, gücünü herhangi bir siyasi partiden ya da siyasi çevreden değil, gerçeğe bağlılığından almalıdır.
Elbette gazetecilik hatasız bir meslek değildir. Gazeteci de yanılabilir. Ancak gazetecinin yanlışı, doğrulama, düzeltme ve hesap verebilirlik ilkeleriyle ele alınmalıdır. Gazetecilik faaliyetinin kendisi, sırf birilerini rahatsız ediyor diye suç gibi görülemez. Hukuki sorumluluk ile haber yapma özgürlüğü arasındaki denge, demokratik bir toplumun vazgeçilmezidir.
Bugün gelinen noktada ise gazeteciler haber yaparken yalnızca gerçeği değil, karşılaşabilecekleri sonuçları da düşünmek zorunda kalıyor. Gözaltı, tutuklama ve ev hapsi gibi uygulamalar, yalnızca ilgili gazeteciyi etkilemiyor; haber peşinde koşan diğer gazetecilere de gözdağı verme riski taşıyor.
Bunun sonucunda gazeteci susarsa toplumun haber alma hakkı zarar görüyor. Gazeteci konuşmaktan çekinirse karanlıkta kalan konular çoğalıyor. Gazetecilik korkuyla yapılmaya başlandığında ise kaybeden yalnızca meslek değil, toplumun kendisi oluyor.
Peki, gazetecilik bitti mi?
Belki bitmedi. Hâlâ gerçeğin peşinde koşan, bağımsız kalmaya çalışan, bütün zorluklara rağmen haber yapmayı sürdüren gazeteciler var. Ancak gazeteciliğin özgürce, güven içinde ve mesleğin onuruna yakışır biçimde yapılabilmesi giderek daha büyük bir mücadele gerektiriyor.
Bir zamanlar gençlerin hayallerini süsleyen, öğrencilerin kapısını heyecanla çaldığı, usta muhabirlerin yanında mesleğin inceliklerini öğrendiği gazetecilikten bugünlere gelmek gerçekten üzücü.
Yıllarını bu mesleğe vermiş biri olarak şunu söylemek isterim: Gazetecilik yalnızca gazetecilerin meselesi değildir. Gazetecinin özgürlüğü, toplumun haber alma özgürlüğüdür. Gerçeği yazabilen bir basın yoksa toplum da gerçeğe ulaşmakta zorlanır.
Gazeteciliği bitiren şey yalnızca tutuklamalar değildir; korku, siyasi kutuplaşma, mesleki ilkelerden uzaklaşma ve güven kaybı da bu süreci besler.
Ama bütün bunlara rağmen gerçeğin peşinden gitmekten vazgeçmeyen gazeteciler oldukça, bu mesleğin tamamen bittiğini söylemek de mümkün değildir.
Yine de insan sormadan edemiyor:
Bir zamanlar “Ben de gazeteci olacağım” diye heyecanlanan gençlerin yerini, bugün “Gazeteci olursam başıma ne gelir?” diye düşünen gençler aldıysa, burada durup düşünmemiz gerekmiyor mu?
Gazetecilik gerçekten bitmedi belki…
Ama onu yaşatması gereken koşullar her geçen gün daha fazla yara alıyor.
Geçmiş olsun gazetecilik!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.