HAYAT ÇOK ACAYİP

Hayat çok acayip!

Hani hep denir ya, "Ölünce değere bindi"

Bazı insanlar kendileri için yaşamaya çabalarken bazıları da çevresindekilere karşı her ne kadar yaşamı sevseler de fedakar olabilmektedir.

Çevremiz de görürüz kendinden çok başkalarının mutluluğu için yaşayan, onlar için inanılmaz fedakarlık gösterirken, kendi hayatı ellerinin arasından kayıp gidiyor insanın... Sonra geriye baktığında, "Ben ne yaptım" dese de artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını gördüğün de maalesef çok geç olduğunu anlıyor.

Hayat bazen kendin için bazen de başkaları için yaşamaktır. İkisinin arasında geçen hayat ise boşa geçen hayattır...

Farkında olmadan ne çok zamanı boşa harcıyoruz. Doğumdan ölüme kadar geçen süre içinde yaşananlar aslında koskoca bir (hiç) gibi geliyor insana... Yani bir varız bir yokuz kadar (hiç) !!

Ne yaşıyor ne yaşamıyoruz hiç farkında değiliz. Sadece yaşıyoruz işte. Oysa o hayatımızın içinde daha sonra yaşadıklarımızın muhasebesini yapınca ortaya inanılmaz yaşanmışlıklar çıkıyor. Bunları hatırladığımız an ise, artık zaman da ömür de bitmiş oluyor. Ya da bir şeyleri düzeltmek için çok geç kalmış oluyoruz.

Yaşamın içinde kırgınlıklar küskünlükler hiç mi hiç anlamı olmayan kin ve nefretler, dedikodu ile geçen içi boş kaybolup giden zamanlar o kadar çok ki,
bitmeyen öfkeleri biriktirmek o kadar saçma ki, tüm bunların hiç kimseye faydası olmadığını yaşamanın nasıl değerli olduğunu da tabiri caizse, "İş işten geçtikten sonra" anlıyor insan.

Hani ömür bitip son yolculuğuna uğurlanır helallik isterken hoca, yıllarca arayıp sormayanlar bir garip göz yaşı dökerler yakınlarının akrabalarının tanıdıklarının dostlarının ardından, "mahçup olmak mı, günah çıkarmak mı kendince özür dilemek mi" bunu da kimse çözemedi!...

Gerçekte yaşamı ciddiye almıyoruz. Yaşamış gibi yapıyoruz. Boş yere kalp kırıyoruz. Tamir etmek için de hep son günü bekliyoruz. O zaman da geçmiş olsun. Hayat bitti arkadaşım. Çok geç kaldın kırılan kalbi onarmaya!...

Şairin de dediği gibi, "
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.