Psk.Hülya Çolakoğlu
Exulansis: Anlatmanın Yorgunluğu
Son yıllarda psikoloji literatüründe popülerleşen ama aslında insan deneyimine çok tanıdık gelen bir duygu var: “exulansis.”
Basitçe söylemek gerekirse exulansis, kişinin yaşadığı şeyi anlatmaktan vazgeçmesi durumudur. Çünkü ne kadar açıklarsa açıklasın karşısındakinin gerçekten anlamayacağını hissetmiştir.
Bu kelime akademik terminolojinin resmi bir tanımı olmasa da, psikolojik karşılıkları oldukça güçlüdür. İnsanlar bazen yalnız kaldıkları için değil, anlaşılamadıkları için konuşmayı bırakırlar.
Psikoloji araştırmaları da bunu destekler. Sosyal psikolojide algılanan anlaşılma (perceived understanding) bireyin psikolojik iyi oluşu için kritik bir faktördür.
2012 yılında yapılan bir çalışmada, insanların kendilerini anlaşıldıklarını hissettikleri ilişkilerde daha düşük stres ve daha yüksek yaşam doyumu bildirdikleri görülmüştür. Buna karşılık, tekrar tekrar yanlış anlaşılmak bireyde duygusal geri çekilme yaratır.
İşte exulansis tam olarak bu noktada doğar. Anlatmanın Yorgunluğu Bir noktadan sonra insan hikâyesini anlatmayı bırakır. Çünkü bazı cümleler üçüncü kez kurulduğunda artık açıklama değil, savunma gibi hissettirir.
Klinik psikolojide bu durum bazen duygusal tükenme ve öğrenilmiş çaresizlik kavramlarıyla ilişkilendirilir. Kişi defalarca kendini ifade etmiş ama karşılığında empati değil yargı, çözüm önerisi değil küçümseme görmüşse; zihni basit bir strateji geliştirir: “Anlatmanın bir anlamı yok.”
Bu noktada sessizlik bir tercih değil, bir korunma mekanizması haline gelir. Empatinin Eksikliği Psikolog Carl Rogers’ın danışan merkezli terapi yaklaşımında en önemli üç unsurdan biri empatik anlayıştır. Rogers’a göre bir insanın psikolojik olarak iyileşebilmesi için üç temel koşul gerekir:
• Empati
• Koşulsuz kabul
• İçtenlik
Empati eksik olduğunda iletişim teknik olarak devam eder ama duygusal bağ kopar. İnsanlar konuşur, fakat temas kurulmaz.
Exulansis yaşayan kişiler genellikle şöyle düşünür:
• “Zaten anlamayacak.” • “Boşuna anlatıyorum.”
• “Yanlış anlaşılacağım.”
Bu düşünceler zamanla sosyal geri çekilmeye yol açabilir.
Sessizlik Her Zaman Güç Değildir Toplumda sık duyduğumuz bir öğüt vardır: “Boş ver, anlatma.” Bazen gerçekten de susmak sağlıklı bir sınırdır. Fakat kronik sessizlik, özellikle yakın ilişkilerde, duygusal izolasyonu derinleştirebilir.
Araştırmalar, duyguların bastırılmasının uzun vadede stres hormonlarını artırabildiğini ve kişilerarası yakınlığı azalttığını gösteriyor. Başka bir deyişle, anlaşılmamak sadece iletişim problemi değil, aynı zamanda bir sağlık meselesi de olabilir.
Belki de Sorun Anlatamamak Değil
Exulansis yaşayan insanların çoğu aslında kendini ifade edemediği için değil, doğru yerde ifade edemediği için yorulur.
Her hikâyenin bir dinleyicisi vardır. Ama herkes o dinleyici değildir. Psikolojinin belki de en sade ama en güçlü önerilerinden biri şudur: İnsanın iyileşmesi çoğu zaman doğru bir tanıkla başlar. Çünkü bazen çözüm bir tavsiye değildir. Sadece biri gerçekten duyduğunda başlar.
Psk. Hülya Çolakoğlu

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.