Cemal Köyük
Ayva da Koşuyor, Altın da… Biz Nefes Nefese
Ayvayı yedik… Hem de nasıl.
Bu ülkede artık iki sarı at var ve ikisi de at başı gidiyor. Biri Kapalıçarşı pistinde, diğeri manav tezgâhında. Gram altın Veliefendi’yi çoktan geçti; 8 bin lirayı görmüş, kulaklarını dikmiş, 10 bine doğru şahlanıyor. Jokey yok, dizgin yok. Kim tutacak, belli değil.
Diğer sarı ise mütevazı ayva. Eskiden “alırken iki tane alalım” dediğimiz ayva, bugün vitrinde mücevher gibi sergileniyor. 150 lira, 200 lira, hadi canım derken 300 liraya kadar koşuyor. Manav da şaşkın, müşteri de. Ayva koşuyor, altın koşuyor; biz ise yerimizde sayıyoruz.
Eskiden altın dövizle yarışırdı; dolar, euro, sterlin… Hepsi kağıt, hepsi hesap işiydi. Şimdi altın kağıt paraların arasından bir yarış atı gibi fırladı, “siz takılın ben gidiyorum” der gibi. Güven dediğin şey, belli ki kağıttan değilmiş; sarıdanmış.
Peki ülke nereye koşuyor?
Asıl soru bu.
Koşan sadece altın mı, yoksa hayat mı pahalanıyor? Ayva bile lüksse, mutfakta tartı değil hesap makinesi çalışıyorsa, mesele sadece ekonomi grafiği değil artık. Bu, günlük hayatın nabzı. Manav tezgâhı, emeklinin cebi, asgari ücretlinin filesi.
Bir ülkede altın yarış atına döndüyse, ayva da onunla birlikte depar atıyorsa…
Tribünde alkışlayan yoktur. Herkes nefes nefese, herkes “bu yarış nerede bitecek?” diye soruyordur.
Ve cevap hâlâ belirsiz.
Atlar koşuyor. Biz bakıyoruz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.