Yaşı kaç değil, derdi ne?

Şıpsevdi

Bir kadın kendinden büyük bir erkekle birlikteyse “Güven arıyor” diyorlar. Kendinden küçük biriyle birlikteyse “Gençliğini arıyor” diyorlar.

Kendi yaşında biriyle birlikteyse de rahat bırakmıyorlar: “Daha iyisini bulamadın mı?”

Kadının kimi sevdiğinden önce, neden sevmiş olabileceğine dair bir komisyon kuruluyor. Üstelik üyelerin çoğu kendi ilişkisinde konuşacak konu bulamazken bizimkini saatlerce değerlendirebiliyor.

Otuz beş yaşında, bekâr bir kadın olarak şunu fark ettim: Birinden hoşlandığınızı söylediğinizde “Sana nasıl davranıyor?” sorusu epey geriden geliyor. Önce işi, medeni hâli, yaşı… Biraz daha sürse e-Devlet şifresini isteyecekler.

Sonra o meşhur cümle: “Aranızda kaç yaş var?”

Sanki gönlümün belediyeden ruhsat alması gerekiyor.

Elbette iki yetişkin arasındaki yaş farkı bazen önemlidir. Biri çocuk ister, öteki çocuk büyütme dönemini kapatmıştır. Biri başka bir şehre taşınmayı düşünür, diğeri kurduğu düzeni değiştirmek istemez. Bunlar konuşulur. Hatta hoşlanmanın o insanı biraz aptallaştıran ilk günleri geçmeden konuşulsa iyi olur.

Ama bizde bu sorulara gelene kadar kadının yüzündeki çizgilerle erkeğin saçındaki beyazlar karşılaştırılıyor.

Erkeğin beyazına “karizma”, kadınınkine “Boya zamanın gelmiş” diyen insanların aşk hakkındaki görüşlerini şahsen biraz indirimli dinliyorum.

Bir de olgunluk meselesi var.

Yaşı büyük diye insanın duygusal meseleleri çözmüş olduğunu sanıyoruz. Oysa elli yaşına gelip “Neye kızdığını anlamadım” diyerek üç gün ortadan kaybolan da var, otuzunda oturup sizi gerçekten dinleyebilen de.

Doğum gününde pasta kesiliyor; kimseye iletişim becerisi yüklenmiyor.

Yine de genç olanı otomatik olarak heyecanlı, büyük olanı otomatik olarak sıkıcı ilan etmek de aynı tembelliğin başka çeşidi. İnsanı tanımak zahmetli. Yaşını öğrenip hakkında hüküm vermek çok daha kolay.

Benim asıl takıldığım yer başka.

Kendinden büyük biriyle birlikteyken her itirazınız “Sen daha gençsin, anlamazsın” diye karşılanıyorsa bir süre sonra konuşmayı bırakabilirsiniz. Akşam yemeğine çıkmışsınızdır ama masada sürekli sözlü sınav vardır.

Kendinden küçük biriyle birlikteyken de onun randevusunu siz hatırlatıyor, kırdığı insanlarla arasını siz düzeltiyor, her davranışına “Daha genç” diye mazeret buluyorsanız yorulursunuz.

Sevgili olacaktık. Veli toplantısına nasıl geldik?

Birinin daha çok para kazanması, daha çok yer görmesi ya da daha önce evlenmiş olması, ilişkide son söz hakkını ona vermez. Tecrübesini paylaşabilir. Sizin hayatınızı sizin yerinize yönetmeye başladığında ise itiraz etmek gerekir.

Tabii insanın kendi dürüstlüğü de önemli.

Karşınızdaki genci mi seviyorsunuz, yanında kendinizi genç hissetmeyi mi? Büyük olanı mı seviyorsunuz, bütün kararları onun vermesinin rahatlığını mı?

Bazen bu soruların cevabı hoşumuza gitmez. Yine de mahalleye cevap yetiştirmekten daha faydalı bir uğraştır.

Ben artık bir çift gördüğümde aralarındaki yaşı hesaplamıyorum. Hesap yapacaksam başka şeylere bakıyorum: Kim sürekli alttan alıyor? Kimin planı hep erteleniyor? Kim konuşurken öteki telefonuna bakıyor?

Çünkü aynı yıl doğmuş olmak, aynı ilişkiyi yaşadığınız anlamına gelmiyor.

İki yetişkin birbirini dinliyorsa, kararları birlikte verebiliyorsa, gelecekten beklentilerini açıkça konuşabiliyorsa nüfus cüzdanlarıyla ilgilenmeyi biraz azaltabiliriz.

Benim de bir dahaki sefere soracağım ilk soru “Kaç yaşında?” olmayacak.

“Söz verdiği saatte arıyor mu?” diyeceğim.

O konuda hâlâ her yaş grubundan şikâyet geliyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.