Marmaris ve Muğla bu yaz yine yangınlarla sınandı.
Ben yıllardır bu kentte gazetecilik yapan, Marmaris’in büyük yangınlarını yaşamış, bizzat sahadan tanıklık etmiş bir gazeteciyim. Son olarak Yalancı Boğaz’da çıkan yangında da sahadaydım.
Bu nedenle bugün biraz yangından değil, yangın sırasında yaşanan bilgi kirliliğinden söz etmek istiyorum.
Çünkü yangın anında yalnızca alevlerle mücadele edilmiyor. Bir başka mücadele de telefonlarda, sosyal medyada ve kulaktan kulağa yayılan bilgilerle veriliyor.
Ve burada gazetecinin sorumluluğu başlıyor.
Gazetecinin görevi yangını büyütmek değil, gerçeği anlatmaktır
Yangın gibi insanların korktuğu, endişelendiği olağanüstü durumlarda gazetecinin görevi halkı galeyana getirmek değildir. Bizim görevimiz resmi kaynaklardan gelen bilgiyi aktarmak, sahada gördüğümüzü doğrulamak ve bilmediğimiz konuda “bilmiyorum” diyebilmektir.
Aksi halde gazetecilik yapmış olmayız.
Her duyduğunu yazan, her sosyal medya paylaşımını doğru kabul eden, teyit etmeden “şurada şu oldu”, “burada bunu yaptılar” diyen herkes gazeteci değildir.
Gazetecilik, özellikle yangın zamanlarında, sorumluluk mesleğidir.
Yalancı Boğaz’da müdahale nasıl başladı?
Gelelim bizzat sahada gördüğüm Yalancı Boğaz yangınına.
15 Ağustos saat 17.45 sıralarında yangın başladı.
Burası Marmaris’i bilen herkesin çok iyi bildiği gibi karadan ulaşımın mümkün olmadığı, oldukça dik ve sarp bir yarımada.
Yani “Neden karadan hemen müdahale edilmedi?” diye sorarken önce arazinin yapısını bilmek gerekiyor.
Yangının çıkışından kısa süre sonra hava müdahalesi başladı. Ardından denizden operasyon devreye girdi. Arazözler ve orman personeli askeri çıkarma gemileriyle yangın bölgesine taşındı.
Gece olduğunda ise mücadele bitmedi.
Tam tersine...
Havadan, karadan ve denizden mücadele gece boyunca devam etti.
Gece görüş sistemli helikopterlerle de müdahale sürdürüldü.
Bu, karadan ulaşımın olmadığı bir bölgede yapılabilecek en ciddi koordinasyonlardan biriydi.
16 helikopter demek, 16 helikopterin aynı anda havada olması demek değil ‘O dağı adeta yıkadılar’
Gelelim en çok tartışılan konuya...
“16 helikopter nerede?” “Ben 16 helikopter görmedim.” “Yalan söylüyorsunuz.”
Bunları söyleyen vatandaşlarımız oldu ama burada çok basit bir matematiği anlamamız gerekiyor.
Bir yangında 16 helikopter görev yapıyorsa, bunun anlamı 16 helikopterin aynı anda gökyüzünde uçtuğu anlamına gelmez.
Helikopterin yakıtı var.
Yakıt ikmali var.
Personel değişimi var.
Teknik kontrolleri var.
Uçuş planlaması var.
Görev rotasyonu var.
Dolayısıyla bir hava aracının görevini tamamlayıp geri dönmesi, başka bir hava aracının görevi devralması gayet normaldir.
Nitekim Yalancı Boğaz’da da benim sahada gördüğüm tam olarak buydu yangın alanını adeta yıkadılar.
Helikopterler sırayla, koordineli şekilde çalıştı.Biri giderken diğeri geldi. Hava araçlarının müdahalesi kesintisiz sürdü. Orman bölge müdürü de sürekli havada, karadan, denizden yangını kontrol ve koordine etti.
Eğer 16 helikopterin tamamının aynı anda havada olmasını bekliyorsak, aslında yangın söndürme operasyonunun nasıl yürütüldüğünü bilmiyoruz demektir.
Resmi rakam ortada
Yangının ilk saatlerinde yayımlanan resmi ve ajans kaynaklı bilgilerde bölgeye 16 helikopter, 7 uçak, 21 arazöz, 6 su tankeri ve 2 dozer sevk edildiği, 200 ün üzerinde personelin ve 100 e yakın eğitimli gönüllünün görev yaptığı bildirildi
Yani burada yapılması gereken şey “Ben 16 helikopter görmedim” demek değil.
Önce sormak, araştırmak, resmi kaynağa bakmak, sonra eleştirmek.
Bir de Yusuf var...
Yangınların yalnızca resmi ekiplerden ibaret olmadığını da gördük. Bu yangının benim gözümde görünmeyen kahramanlarından biri de balıkçı Yusuf Balcı'ydı. Yusuf kaptan kendi balıkçı teknesini ve küçücük zodyak botunu yangın için seferber etti.
Askerleri, Gönüllüleri, Orman personelini taşıdı. Büyük teknelerin yanaşamadığı yerlere zodyak botuyla girdi, Erzak taşıdı,malzeme taşıdı, yakıt taşıdı.
Ve bunu bir ücret karşılığında değil, “Ben bu bölgedenim, elimden geleni yapacağım” diyerek yaptı. Ben bunların bir bölümüne bizzat şahit oldum.
Yangın bittiğinde geriye sadece alevlerin söndüğü bir alan kalmıyor, böyle insanların hikâyeleri de kalıyor.
Benim bu yangınlarda sahada gördüğüm ve takip ettiğim alanlarda, yanan alanlara otel yapıldığına dair bir durum olmadı.
O halde olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmanın ne anlamı var? Bir şeyden şüpheleniyorsanız araştırın, Belge isteyin. İmar kararına bakın. Resmi açıklamayı sorun.
Ama yangının sıcaklığı üzerinden sosyal medyada ortaya atılan her iddiayı gerçek kabul etmeyin.
Yangın üzerinden siyaset değil, gerçek konuşalım
Marmaris yangınlarla yaşamayı öğrenmek zorunda kalmamalı, her yıl aynı korkuyu yaşamamalıyız. Elbette yangınların nedenlerini sorgulayacağız elbette ormanlarımızın geleceğini takip edeceğiz ama bunu gerçek bilgiyle yapacağız.
Çünkü yangın sırasında yanlış bilgi de bir yangındır ve bazen o yangını söndürmek, ormandaki alevleri söndürmekten daha zordur.
Ben bir gazeteci olarak gördüğümü yazmaya, resmi kaynaklarla doğruladığımı aktarmaya ve yanlış gördüğüm yerde de sormaya devam edeceğim.
Vatandaşa da naçizane tek bir çağrım var:
Bilmediğiniz konuda kesin konuşmayın, Önce resmi kaynaklara bakın, önce araştırın önce sorun. Ve sosyal medyada herkesin gazeteci olduğu bir dönemde, gerçekten gazetecilik yapanları takip edin.
Çünkü yangın hepimizin yangını ama gerçek de hepimizin hakkı.