Hayvan sevgisi mi, vicdan sorumluluğu mu?

Demet Kızıl

Marmaris, dünyanın en güzel kıyı kentlerinden biri. Sadece deniziyle, doğasıyla değil; yüreği güzel insanlarıyla da öne çıkan bir ilçe. Özellikle hayvanları seven, koruyan, sahiplenen, yavruyken alıp ömür boyu terk etmeyen binlerce insanın yaşadığı bir yer.

Bu nedenle Marmaris'teki sokak hayvanlarının tamamının bu ilçenin insanları tarafından sokağa bırakıldığına inanmak gerçekten zor. Çünkü burada yaşayan insanların büyük çoğunluğu, sahiplendiği canları kaderine terk etmeyecek kadar vicdan sahibidir.

Bu sabah yaptığımız bir haber paylaşımının ardından gelen yorumları görünce bir kez daha anladık ki, ülkemizde bazı konuları konuşmak neredeyse imkânsız hale gelmiş.

Bir anda hayvan düşmanı olduk.

Bir anda hayvanları hedef gösteren kişiler ilan edildik.

Oysa söylenen şey son derece basitti:

Sokaklar hayvanların doğal yaşam alanı değildir.

Evet, bunu söylemek hayvan düşmanlığı değildir.

Çünkü sokak hayvanı diye bir tür yoktur. Kedilerin, köpeklerin yuvası asfalt yollar, kavşaklar, anayollar ve araç trafiğinin ortası değildir.

Her yıl yüzlerce hayvan araç çarpması sonucu hayatını kaybediyor. Yüzlerce insan da aniden yola çıkan hayvanlar nedeniyle kaza yapıyor, yaralanıyor, sakat kalıyor, hatta yaşamını yitiriyor.

Bunu dile getirmek hayvanları hedef göstermek değil, hem insanların hem de hayvanların can güvenliğini savunmaktır.

Hayvanları gerçekten seviyorsak önce onların neden yol kenarlarında yaşamak zorunda kaldığını sorgulamalıyız.

Neden açlar?

Neden anayol kenarlarında dolaşıyorlar?

Neden araçların arasında yaşam mücadelesi veriyorlar?

Neden güvenli yaşam alanlarına sahip değiller?

Asıl sorulması gereken sorular bunlar.

Hayvan sevgisi sadece sosyal medyada fotoğraf paylaşmak değildir.

Hayvan sevgisi, farklı ülkelerden ve şehirlerden bağış toplayıp birkaç mama dağıtmakla da sınırlı değildir.

Hayvan sevgisi, o canların güvenli bir yaşam sürmesini istemektir.

Hayvan sevgisi, yol kenarında can vermiş bir köpeği görüp üzülmektir.

Hayvan sevgisi, zehirlenerek ya da araç altında kalarak ölen bir hayvanın hesabını sormaktır.

Hayvan sevgisi, onları ölümle yaşam arasında bırakmamak demektir.

Elbette hiçbir canlıya zarar verilmesini kabul etmiyoruz.

Hayvanlara işkence edenleri, onları aç bırakanları, zehirleyenleri, şiddet uygulayanları dün de kınadık, bugün de kınıyoruz.

Ancak bir başka gerçeği de görmezden gelemeyiz:

Bir insanın köpekten korkma hakkı vardır.

Bir insanın kediden korkma hakkı vardır.

Hatta küçücük bir kuştan bile korkabilir.

Bu korkular nedeniyle yaşanan kazalar, yaralanmalar ve ölümler de yok sayılamaz.

Hayvanların yaşam hakkını savunurken insanların yaşam hakkını görmezden gelemeyiz.

Vicdan tek taraflı çalışmaz.

Bugün sosyal medyada hakaret etmek yerine, keşke yol kenarında ölen hayvanlar için de aynı hassasiyeti gösterebilsek.

Keşke o canların neden orada olduğunu sorgulayabilsek.

Keşke çözüm üretmeye, güvenli yaşam alanları oluşturmaya, sahiplenmeyi teşvik etmeye daha fazla zaman ayırabilsek.

Çünkü gerçek hayvan sevgisi bağırmakta değil, çözüm üretmektedir.

Bizim sorgulanmasını istediğimiz de tam olarak budur.

Hayvanları değil, onların neden tehlikenin ortasında yaşamaya mahkûm edildiğini konuşalım.

Haberciliği değil, sorunun kendisini tartışalım.

Çünkü aslolan yaşamdır.

Aslolan candır.

Ve can dediğimiz şey, sadece insanı değil, Allah'ın yarattığı tüm canlıları kapsar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.