Biz hâlâ “Kim şampiyon olacak?”, “Hangi maçı kim yönetecek?”, “Hakem maça damgasını vuracak mı?” diye tartışırken, bir anda bambaşka bir gündemin ortasında kaldık.
MHK Başkanı, yöneticiler, hakemler… Gözaltılar, soruşturmalar, bahis iddiaları…
Kulüp yöneticilerinin de bahis oynadığına ilişkin iddialar kamuoyunun önüne düşünce, futbolseverin kafasındaki soru işaretleri daha da büyüdü.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
Kime güveneceğiz?
Hangi hakeme güveneceğiz?
Hangi yöneticiye?
Hangi kulüp başkanına?
Futbolun sonucuna mı güveneceğiz, yoksa sonucun arkasındaki sisteme mi şüpheyle bakacağız?
Asıl tehlike belki de burada başlıyor.
Çünkü futbol yalnızca 90 dakikadan ibaret değildir. Futbol; adalet duygusudur, rekabettir, heyecandır, tribünde yan yana duran insanların ortak sevincidir. İnsanlar tuttuğu takımın kazanmasını ister ama en az onun kadar, oyunun adil olduğuna inanmak ister.
Eğer bu inanç zedelenirse, skor tabelasının da anlamı azalır.
Bugün mesele yalnızca bir hakemin verdiği karar, bir kulüp yöneticisinin yaptığı açıklama ya da bir maçın sonucu değildir. Mesele, futbolun bütün aktörlerine yönelik güven duygusunun ne hale geldiğidir.
Elbette bir iddia ile bir gerçeği birbirinden ayırmak zorundayız. Gözaltı başka şeydir, suçun kesinleşmesi başka. Soruşturma başka şeydir, mahkûmiyet başka.
Fakat kamuoyunun kafasındaki soru işaretlerini de görmezden gelemeyiz.
Çünkü güven bir kez sarsıldığında, yalnızca bugünün maçını değil, yarının maçını da etkiler.
Bugün “Kim şampiyon olacak?” sorusundan önce başka bir soru soruluyor:
“Biz bu oyuna hâlâ güvenebilir miyiz?”
Ve bu soru yalnızca futbolun sorusu değil.
Siyasette, sporda, kurumlarda, ekonomide, hayatın hemen her alanında insanlar benzer bir duyguyla karşı karşıya:
Ne oluyor?
Ülkece öyle hızlı, öyle yoğun ve birbirinin üzerine eklenen gelişmeler yaşıyoruz ki, bazen gündemi takip etmek bile başlı başına bir mücadeleye dönüşüyor.
Bir gün futbol konuşuyoruz.
Ertesi gün bahis iddialarını.
Diğer gün siyaseti.
Sonra hakemleri, yöneticileri, kulüp başkanlarını…
Derken sporun dışına taşıyoruz meseleyi.
Ve sonunda insanın aklında tek bir soru kalıyor:
“Kime inanacağız?”
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, daha fazla gürültü değil; daha fazla açıklık.
Kim suçlu, kim değil; kim ne yaptı, kim ne yapmadı… Bunların tamamı hukukun, delillerin ve bağımsız soruşturmaların ortaya koyacağı gerçeklerle belirlenmeli.
Ama futbolun yeniden ayağa kalkması için yalnızca hukuki süreçlerin tamamlanması yetmez.
Güvenin de yeniden inşa edilmesi gerekir.
Çünkü futbolu futbol yapan sadece top, forma ve skor değildir.
Bir de inanç vardır.
Taraftarın, “Bu maç gerçekten sahada kazanıldı” diyebilme inancı…
İşte o inancı kaybedersek, geriye sadece 90 dakika kalır.
Ve o zaman gerçekten sorulması gereken soru şudur:
Spor mu bitti, futbol mu bitti, yoksa bizim güven duygumuz mu tükendi?
Belki de ülkece bugün en çok bunu düşünmemiz gerekiyor.
Kime Güveneceğiz?
İlk yorum yazan siz olun