Bir tarafta servetin sınırlarını zorlayan lüks hayatlar; diğer tarafta kirasını, faturasını ve mutfağını nasıl çevireceğini düşünen milyonlar.
Aynı ülkede, aynı hayatın içinde ama birbirinden tamamen farklı dünyalarda yaşayan insanlar…
Sorun sadece zenginlik değil; adaletsizliğin bu kadar derinleşmesidir.
Birilerinde Jetler, yatlar, lüks konutlar, milyonluk arabalar, milyarlarca liralık hesaplar… Üstelik yalnızca ülke içinde değil; servetlerini yurt dışına taşıyanlar da var. Bu ülke de kazan, başka ülkeye yatırmak niye?
Bir tarafta ultra lüks hayatlar yaşayan küçük bir kesim, diğer tarafta ise hayatını sürdürebilmek için her gün yeni bir hesap yapmak zorunda kalan milyonlar…
İnsanlar “Kirayı nasıl ödeyeceğim?”, “Çocuğumun masrafını nasıl karşılayacağım?”, “Faturaları nasıl ödeyeceğim?”, “Ay sonunu nasıl getireceğim?” diye düşünüyor.
Çarşıda, pazarda ise aynı soru dönüp duruyor:
“Bugün neyi daha ucuza alabilirim?”
Mesele yalnızca zenginlerin lüks içinde yaşaması değil. Asıl mesele, toplumun bir kesimi servetini katlarken geniş bir kesimin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması ve aradaki uçurumun giderek daha görünür hâle gelmesi.
Bir ülkede refahın göstergesi, yalnızca kaç kişinin ne kadar zengin olduğu değil; insanların ne kadarının insanca yaşayabildiğidir.
Adil olmayan hayatlar…
İlk yorum yazan siz olun