21 Mayıs 2018 Pazartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gökçe; “Şiddeti Önleyecek Tedbirler Alınmalı”
26 Kasım 2012 Pazartesi 21:06

Gökçe; “Şiddeti Önleyecek Tedbirler Alınmalı”

Marmaris CHP Kadın Kolları tarafından Marmaris Huzurevi’nde “Uluslararası ve Türkiye hukukuna göre, kadına yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin önlenmesi” konulu toplantı düzenlendi.

CHP Marmaris İlçe Kadın Kolları Başkanı Sibel Gökçe, 1999 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 25 Kasım’ın ‘Kadınlara yönelik şiddete karşı uluslar arası mücadele ve dayanışma günü’ olarak anılması kararı alındığını, uluslararası hukuk ve siyaset açısından yaptırımları olan bu kararın, kadına yönelik şiddetle mücadele edebilmek adına önemli bir karar olduğunu vurguladı.

 

Gökçe; “Kadına yönelik şiddet, toplum içinde ya da özel hayatta kadının fiziksel, cinsel ve psikolojik zarar görmesi ve acı çekmesine neden olacak tehdit, baskı ve özgürlüğünün engellenmesini içermektedir.  Kadına uygulanan şiddet, çağlar boyu süregelen ve kadınla erkek arasındaki eşit olmayan güç ilişkisinin görünen yüzüdür. Ne yazık ki erkek egemen sistemin kendisi, bu şiddeti binyıllardır yeniden ve yeniden üretmekte ve farklı şekillerde sürdürmektedir.

Türkiye, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin ‘Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzalayan ülkeler arasındadır.  Aynı zamanda parlamentosunda onaylayan ilk ülkedir. Fakat sözleşmeleri imzalamak başka, o sözleşmelerle kadınlara tanınan hak ve özgürlükleri kendi ülkende hayata geçirmek ve uygulamak çok farklı şeylerdir.  Son 10 yıl içinde ülkemizde kadınlara uygulanan şiddet oranının  % 1.400 artmış olması, bu yasaların uygulanmadığının en açık kanıtıdır.

Türkiye’de kadın olmanın ne kadar zor olduğunu daha iyi anlayabilmemiz için birkaç istatistiki rakam vermek istiyorum:

*Bugün Türkiye’de, kadınların %25’inden fazlası fiziksel şiddete uğruyor.

*Şiddete uğrayan kadınların %75’ine, eşleri şiddet uyguluyor.

*Cinayet sonucu ölen kadınların % 40-70 kadarı, eşi tarafından öldürülüyor.

*Tecavüze uğrayan kadınların %50’si 18 yaşın altında ve bunların %90’ı da kız çocukları.

*Cinsel saldırganların %75’inin tanıdık, bildik birileri olduğu saptanmış durumda. Öz baba, amca, enişte, ağabey, dayı ve dedeler gibi yakın akrabalar, çocuklara cinsel istismar yapan faillerin %50’sinini teşkil ediyor.

Durum bu kadar vahimken ve şiddeti önleyecek tedbirler alınması gerekirken, ne yazık ki ülkemizde; Namus-töre cinayetleri, koca-baba dayakları ve kadına yapılan işkenceler, yazılı ve görsel basında magazinleştirilerek halka sunulmaktadır.

*Şiddete uğrayan kadının ne yaptığı, ne söylediği ya da nasıl giyindiği sorgulanıyor.

*Fiziksel, sözel ve cinsel şiddete uğrayan kadınların bunu hak edip etmediği sorgulanıyor.  Sorgulama sonunda kadın suçlu durumuna düşürülürken, aslında suçlu olan erkekler ‘mağdur’ yerine konuluyor.

*Son 10 sene içinde 18.000 kadın, ‘hayat kadını vesikası’ alarak iş başvurusunda bulunmuş; hayat kadını vesikasını verenin devlet olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

*2002 yılında fuhuş sektöründe 7.000 kadın çalışırken, 2012 yılına gelindiğinde bu sayı 25.000’e yükselmiş,

*Devlet önce resmi insan eti pazarları olarak kullanılan genelevleri açıyor,

-burada çalışacak kadınlara vesika veriyor,

-vizite ücreti karşılığı vergilerini topluyor,

-sonra da burada çalışan kadınları damgalayarak toplum tarafından dışlanmalarına göz yumuyor.

Yukarıdaki rakamlar, resmi veriler.  Artık ülkemizde öyle bir noktaya gelinmiştir ki, ‘AKP hükümeti kadınlarla ilgili sorunların çözümünde yetersiz kalmıştır’ sözü hafif kalmaktadır.  Çünkü istatistikler, yetersizliğin ötesinde ‘hükümet kadına şiddeti özellikle teşvik mi ediyor?’ sorusunu getirmektedir akıllara.

Daha sonra toplantıda konuşan Av. Arzu Alper, Türkiye’de evli 3 kadından 1′nin  kocası ya da sevgilisi tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığını, kadına yönelik şiddetin bütün dünyada en yaygın insan hakkı ihlali olduğunu söyledi. Konuşmasında çarpıcı rakamlar veren  Alper, “Resmi rakamlara göre 2006 yılında 72 biun 643 kadın şiddete uğradı, bunların 842′si saldırılar sonucu yaşamını kaybetti” dedi.

Konuşmasında şiddet mağdurlarına seslenen Av Arzu Alper, onların kendilerini şiddet mağdurlarının yerine koymalarını istedi. Av Alper, “Yapılan araştırmalarda ve takip ettiğim davalarda bu kişilerin alkol veya madde bağımlılığı, kişilik bozukluğu olduğu, şizofreni veya bipolar kişilik bozukluğu olduğu açığa çıkmıştır. Şiddet bir susturma ve baskı aracı olarak ülkemizde kadınlar ve çocular üzerinde kullanılmaktadır. Şiddet her zaman ,herkesin başına gelebilecek ve eğitim durumu ,sosyaI yapı farkı gözetmeden herkes tarafından uygulanacak bir araç olarak görülmektedir. Amaç kişinin özdeğerlerini ,kendisine olan saygısını elinden alıp ,itaate teşvik etmektir. Şiddet başladığı zaman kısır bir döngüye dönüşmekte ve bitmemektedir.” Diye konuştu.

Avukat Arzu Alper’in konuşmasının ilk bölümü konu başlıkları ile şöyledir:

AİLE İÇİ ŞİDDET DÖNGÜSÜ

Şiddetin klasik ve kısır bir oluşumu vardır. Bir ailede şiddet oluştuğu zaman şiddet döngüsü denilen kısır döngü başlamış olur. Bu döngü üç fazdan oluşmaktadır:

BİRİNCİ FAZ; GERGİNLİK AŞAMASIDIR. Bu fazda herhangi bir sebepten dolayı gerginleşilir ve memnuniyetsizlik ifade edilir. Gerginlik nedeni çoğu kez soğuk bir yemek, bulunamayan bir çorap ya da çocukların yaramazlığıdır. Daha önceden şiddet yaşamış olan kadın bu tehlikeyi sezer ve ortamın gerginliğini gidermeye, şiddet dönemini geciktirmeye ertelemeye ve erkeği yatıştırmaya çalışır. Bu yöntem bir süre işe yarar ve kadının “onun şiddet içeren davranışlarını kontrol edebilirim” yanlış inancını da destekler. Zaman geçtikçe kadın tara tersine eşini yatıştırmaktan vazgeçer, öfkesini kontrol etmeye çalışmaz. Erkek bu değişikliği hisseder ve şiddet davranışı ortaya çıkana kadar kızgınlığını devam ettirir. Gerginlik artar kızgınlık, suçlama, tartışma ve kavga meydana gelir. Bu dönem birkaç hafta birkaç yıl sürebilir .

 

İKİNCİ FAZ; AKUT EYLEM AŞAMASIDIR. Erkeğin gerginlik ve kızgınlığı kontrol edilemeyen biçimde artmakta ve zarar verme davranışı acımasız ve kontrolsüz bir şekilde ortaya çıkmakta ve sonuç olarak fiziksel şiddet görülmektedir. Bu aşamada tokatlama, yumruklama, tekmelemek, boğmaya çalışma, kemiklerini kırma, ateşli silahla sakatlama ve yaralama olayları meydana gelebilmektedir. Bu dönemde erkek kadına bir ders vermeyi amaçlar. Erkeğin fiziksel saldırısına uğrayan kadın yaralanır. Bu faz birkaç saat ile birkaç gün sürebilir. Kadınlar aldıkları ciddi zararlardan dolayı tıbbi yardıma ve kadın kuruluşlarına ihtiyaç duymaktadırlar

 

ÜÇÜNCÜ FAZ; BALAYI DÖNEMİDİR (ILIMLI DÖNEM), Şiddet uygulayan kişinin pişmanlık duyduğunu belirtmesi özür dilemesi ve bir daha olmayacağına söz vermesi ile karakterize barışma dönemidir. Genellikle erkek özür dileyerek, kadının gönlünü almaya çalışır. Her defasında böyle bir olayın bir daha hiç tekrarlanmayacağına dair sözler verir, onu hastaneye götürür ya da hediyeler alır. Bu dönem kadının hem fiziksel hem de duygusal olarak zayıf olduğu, ilgi ve şefkate gereksinim duyduğu bir dönemdir. Eşinin bu dönemdeki yakın ilgisi her şeyin düzeleceğine inanmasını sağlar, hatta şiddeti kendi yetersizliklerinin bir sonucu olarak görür. Bu evrede kadın şiddetin kaçınılmaz bir şekilde tekrarlanacağı gerçeğini inkâr eder, erkeğin değiştiğini düşünerek umutsuzca ona inanır ve şiddeti inkâr ederek şiddet uygulayanı affeder ve ilişkisini devam ettirmeye karar verir. Bu dönemde gerekli girişimlerde bulunulmazsa bir süre sonra gerginlik tekrar artmakta ve şiddet döngüsü birinci aşamaya geçiş yapmaktadır. Bu ılımlı dönem zaman geçtikçe yerini gerginliğe bırakır ve yeniden birinci faza geçilir. Böylece kısır döngü devam eder.

Korunması gereken Kadınlarımız ve çocuklarımız için yapılan bütün yasal düzenlemeler »kadınların büyük mücadeleleri ile yapılan düzenlemeleredir. Biz kadınlara mücadele etmeden verilen haklar sadece Atatürk tarafından verilmiş, diğer yasal düzenlemeler Türkiyenin Avrupa Inasan Hakları Mahkemesinde aldığı cezalar sonucu gerçekleşmiştir.KişiIik hakkı ,yaşam hakkı Anayasal bir hak olup ,devletin bu hakları bütün vatandaşlarına sağlaması ,sosyaI devlet ilkesi gereği zayıfı ve ezileni koruması yükümlülüğü vardır. Yine de haberler şiddetle doludur. İşlenen cinayetlerin büyük bir kısmı kadına karşı işlenen cinayetlerdir.

Şiddet sadece temel hakların ihlali olmayıp kadınların fiziksel ve ruhsal sağlıklarını olumsuz etkilemekte, kadın ve erkek arasındaki fiili eşitsizliği derinleştirmekte, her alandaki yaşama katılma haklarını ve becerisini ihlal etmektedir. Diğer yandan kadına yönelik şiddet, ayrımcılığı ve eşitsizliği sürekli hale getirmekte olup kadının hayatının denetlenmesinde başvurulan evrensel bir baskı aracıdır.

Aile içi şiddetin mahrem olarak değerlendirilmesi, aile kurumunun insan haklan karşısında aşırı değerli görülmesi, kadına yönelik şiddette körlüğe yol açmıştır,’ toplumsal örgütlenişteki mevcut adaletsizlikler de bunu olağanlaştırmıştır.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.